Telefon
Telegram
WhatsApp
İnstagram

Kardeşler Arasında Yardım Nafakası: Türk Medeni Kanunu m. 364 ve Devamı Kapsamında Şartlar, Sınırlar ve Uygulama

Hukuk alanındaki önemli makale, rapor ve bültenlere bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Güncel yasal gelişmeleri ve uzman analizlerini inceleyin.

Kardeşler Arasında Yardım Nafakası: Türk Medeni Kanunu m. 364 ve Devamı Kapsamında Şartlar, Sınırlar ve Uygulama

Kardeşler Arasında Yardım Nafakası: Türk Medeni Kanunu m. 364 ve Devamı Kapsamında Şartlar, Sınırlar ve Uygulama

3 Görüntüleme 26 Mart 2026, 15:21

Türk aile hukuku sistematiği, bireyler arasındaki yardımlaşma yükümlülüğünü yalnızca ahlaki bir ödev olarak bırakmamış; bunu, aile bağlarının ve sosyal dayanışmanın hukuk düzeni içindeki somut bir sonucu olarak normatif zemine oturtmuştur. Bu çerçevede yardım nafakası, sosyal devlet ilkesinin aile içindeki özel hukuk yansıması niteliğindedir. Türk Medeni Kanunu’nun 364 ve 365. maddeleri, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoy, altsoy ve kardeşler arasında nafaka yükümlülüğünü düzenlemekte; özellikle kardeşler yönünden bu yükümlülüğü “refah içinde bulunma” şartına bağlayarak daha dar ve daha ihtiyatlı bir çerçeve kurmaktadır.

1. Yardım nafakasının hukukî niteliği

Yardım nafakası, boşanma hukukuna özgü yoksulluk nafakasından veya çocuk lehine hükmedilen iştirak nafakasından farklı olarak, doğrudan hısımlık ilişkisinden kaynaklanan bağımsız bir nafaka türüdür. Bu kurumun temelinde, bir kimsenin yakın akrabaları ekonomik olarak yeterli durumdayken onun asgari yaşam koşullarından mahrum kalmasının hukuk düzenince kabul edilememesi düşüncesi yer alır. TMK m. 364/1, “yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan” üstsoy, altsoy ve kardeşlere nafaka verilmesini zorunlu kılarak bu ilkeyi açıkça ortaya koymaktadır.

Bu yönüyle yardım nafakası, mülkiyet hakkına yönelik mutlak olmayan, sosyal içerikli bir sınırlamadır. Kişi malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf etme hakkına sahip olmakla birlikte, kanun koyucu belirli aile bağları içinde yoksulluğu önleme amacıyla bu hakka sosyal bir yük bindirmiştir. Ancak bu yükümlülük sınırsız değildir; özellikle kardeşler bakımından kanun, daha sıkı koşullar aramış ve yükümlülüğü ancak refah içinde bulunma hâlinde kabul etmiştir.

2. TMK m. 364’e göre nafaka yükümlüleri

Türk Medeni Kanunu m. 364’e göre herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu, altsoyu ve kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Ancak aynı maddenin ikinci cümlesi kardeşler bakımından özel bir ayrım yapar ve “kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır” der. Bu hüküm, üstsoy ve altsoy için aranan genel yardım yükümlülüğüne ek olarak kardeşler yönünden daha ağır bir eşik getirmektedir.

Dolayısıyla kardeşler arasında yardım nafakası talebinde bulunulabilmesi için yalnızca davacının yoksulluğa düşecek durumda olması yeterli değildir; ayrıca davalı kardeşin de refah içinde bulunduğunun ortaya konulması gerekir. Kanun koyucunun bu tercihi, kardeşlik bağını tamamen önemsiz görmesinden değil; üstsoy-altsoy ilişkisinin doğurduğu bakım ve gözetim sorumluluğunu daha kuvvetli, kardeşler arasındaki yardımlaşmayı ise daha sınırlı kabul etmesinden kaynaklanmaktadır.

3. Yardım nafakasının temel şartı: Yoksulluk

Yardım nafakasının doğabilmesi için ilk ve vazgeçilmez şart, nafaka isteyen kişinin yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olmasıdır. Bu yoksulluk, salt gelir düşüklüğü ya da hayat standardında azalma anlamına gelmez. Hukuken aranan yoksulluk, kişinin yeme, içme, barınma, sağlık, ulaşım ve asgari sosyal-kültürel ihtiyaçlarını kendi imkanlarıyla karşılayamaması veya karşılayamayacak hâlde bulunmasıdır. Bu değerlendirme her somut olayda tarafların yaşı, sağlık durumu, çalışma gücü, gelir durumu ve yaşam koşulları dikkate alınarak yapılır.

Bu nedenle yardım nafakası davasında davacı tarafın gerçekten zaruret veya ciddi geçim sıkıntısı içinde olduğunu somut verilerle ortaya koyması gerekir. Sürekli gelir, maaş, kira geliri, sosyal yardım, taşınmaz varlığı, çalışma gücü ve bakım yükümlülükleri hep birlikte değerlendirilir. Mahkeme, yalnız davacının “maddi durumum iyi değil” beyanıyla yetinmez; yoksulluğun gerçek, ciddi ve nafaka ile giderilmeye elverişli nitelikte olup olmadığını araştırır.

4. Kardeşler açısından ek şart: Refah içinde bulunma

Kardeşler arasındaki yardım nafakasını diğer hısımlık ilişkilerinden ayıran en önemli unsur, davalı kardeşin “refah içinde bulunması” şartıdır. Buradaki refah, yalnızca düzenli gelir sahibi olmayı değil; kendi yaşamını, ailesinin ihtiyaçlarını ve olağan giderlerini karşıladıktan sonra, nafaka yükümlülüğünü yerine getirebilecek ölçüde belirgin bir ekonomik rahatlık içinde bulunmayı ifade eder. Başka bir anlatımla, kardeşten yardım nafakası istenebilmesi için onun sadece “çalışıyor olması” yetmez; ekonomik durumunun, bu yardımı yapmayı makul ve adil kılacak seviyede olması gerekir.

Bu şartın varlığı, kardeşler arasında nafaka yükümlülüğünün istisnai nitelikte olduğunu göstermektedir. Kanun, kardeşi üstsoy veya altsoy kadar ağır bir bakım borcu altına sokmamış; ancak ekonomik olarak oldukça iyi durumda olan kardeşin, diğer kardeşinin ağır yoksulluğuna tamamen kayıtsız kalmasını da kabul etmemiştir. Böylece mülkiyet hakkı ile aile içi dayanışma arasında özel bir denge kurulmuştur.

5. Dava hakkı ve mirasçılıktaki sıra ilkesi

TMK m. 365’e göre nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır. Aynı maddede davanın, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım isteminden ibaret olduğu açıkça düzenlenmiştir. Ayrıca nafakanın yükümlülerin bir veya birkaçından istenmesinin hakkaniyete aykırı olması hâlinde hâkim, nafaka yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir. Bu hüküm, yardım nafakasının otomatik ve mutlak bir borç olmadığını; somut olay adaleti temelinde şekillenen bir yükümlülük olduğunu göstermektedir.

Mirasçılıktaki sıra ilkesi gereğince, nafaka yükümlülerine gelişigüzel başvurulamaz. Önce hangi hısım grubunun hukuken öncelikli olduğu dikkate alınır. Bu nedenle kardeşler arasındaki nafaka uyuşmazlığında, çoğu zaman üstsoy veya altsoy yönünden nafaka imkânı olup olmadığı da önem kazanabilir. Eğer öncelikli yükümlüler mevcut ve ödeme gücüne sahipse, kardeşe yöneltilen talep hukuken tartışmalı hâle gelebilir.

6. Nafaka miktarının belirlenmesi

Yardım nafakası davasında amaç, davacıyı zenginleştirmek veya davalıyı cezalandırmak değildir. TMK m. 365 açık biçimde, talebin davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım isteminden ibaret olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle hâkim, bir yandan davacının asgari ihtiyaçlarını, diğer yandan davalının gelirini, giderlerini, bakmakla yükümlü olduğu kişileri ve genel ekonomik durumunu gözeterek uygun bir nafaka miktarı belirler.

Özellikle kardeşler arasında nafaka miktarı belirlenirken refah içinde bulunma koşulu tekrar önem kazanır. Davalı kardeşin gelirinin bulunması tek başına yüksek nafaka anlamına gelmez; gelir düzeyinin yaşam standardı, aile yükümlülükleri, borçları ve ekonomik gerçeklikler içinde değerlendirilmesi gerekir. Hâkim, hakkaniyet denetimi yaparak nafakayı azaltabilir, sınırlayabilir veya bazı durumlarda tamamen reddedebilir.

7. İspat sorunu ve uygulamadaki en önemli deliller

Yardım nafakası davalarında hem davacının yoksulluğu hem de davalının ödeme gücü ispat konusudur. Bu nedenle maaş bordroları, SGK kayıtları, banka hareketleri, tapu kayıtları, araç kayıtları, kira gelirleri, sosyal yardım belgeleri, sağlık raporları, işsizlik veya çalışma gücü durumunu gösteren veriler büyük önem taşır. Kardeşler arasındaki davalarda ayrıca davalının “refah içinde” olup olmadığını gösterecek ekonomik veriler belirleyici hâle gelir. Soyut iddialar çoğu zaman yeterli olmaz; mahkeme, tarafların gerçek ekonomik ve sosyal durumunu araştırır.

Bu nedenle uygulamada iyi hazırlanmış bir yardım nafakası davasında, sadece hukuki gerekçelerin değil, mali durumun da güçlü biçimde dosyaya taşınması gerekir. Yardım nafakası, özellikle kardeşler arasında, doğrudan vicdani kanaatle değil; somut mali veriler ve kanuni şartlar çerçevesinde hükme bağlanan bir kurumdur.

8. Kardeşler arasındaki yardım nafakasının sınırları

Kardeşler arasındaki nafaka yükümlülüğü, aile bağını mutlak bir mali sorumluluğa dönüştürmez. Davalı kardeşin kendi ailesinin geçimini zora sokacak, onu borç altına sokacak veya ekonomik düzenini ciddi biçimde bozacak ölçüde bir yükümlülük kurulamaz. “Refah içinde bulunma” şartı da zaten bu nedenle kanunda özel olarak yer almaktadır. Kardeş, ancak kendi ekonomik güvenliği ve olağan yaşam standardı belirgin biçimde korunurken yardım edebilecek durumdaysa nafaka borçlusu sayılabilir.

Öte yandan davacı tarafın da çalışabilir durumda olup olmadığı, kendi gelir elde etme imkanını kullanıp kullanmadığı, malvarlığını değerlendirip değerlendirmediği ve gerçekten son çare olarak mı yardım nafakası talep ettiği dikkate alınmalıdır. Yardım nafakası, tembelliği veya ekonomik pasifliği ödüllendiren bir kurum değildir; gerçek zaruret hâli için öngörülmüştür. Bu değerlendirme de somut olay bazında yapılır.

Sonuç

Türk Medeni Kanunu’nun 364 ve 365. maddeleri, aile içi dayanışmayı hukuk düzeni içinde somut bir yükümlülüğe dönüştürerek yardım nafakasını özel olarak düzenlemiştir. Üstsoy ve altsoy bakımından daha geniş bir yükümlülük kabul edilirken, kardeşler arasındaki nafaka ilişkisi özellikle “refah içinde bulunma” şartı ile daraltılmış ve istisnai nitelik kazanmıştır. Bu nedenle kardeşler arasında yardım nafakasına hükmedilebilmesi için hem nafaka isteyen tarafın gerçek anlamda yoksulluk içinde bulunması ya da yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olması, hem de davalı kardeşin ekonomik olarak refah içinde sayılabilecek bir durumda bulunması gerekir.

Sonuç olarak kardeşler arasındaki yardım nafakası, ne salt ahlaki bir beklenti ne de sınırsız bir mali yükümlülüktür. Bu kurum, sosyal dayanışma ile bireysel mülkiyet hakkı arasında kurulmuş hassas bir dengenin ürünüdür. Mahkeme, her somut olayda davacının zaruretini, davalının mali gücünü, mirasçılıktaki sırayı ve hakkaniyet ölçüsünü birlikte değerlendirerek karar vermelidir. Bu sebeple kardeşler arasında yardım nafakası davaları, hem teorik hem de uygulamalı açıdan dikkatli bir hukuki analiz gerektiren özel bir alan olarak önemini korumaktadır.

 

Makale bilgilendirme amaçlıdır. Hukuki destek için iletişime geçiniz.