İşçilik Alacakları Davalarında Zamanaşımı Def’i
İşçilik Alacakları Davalarında Zamanaşımı Def’i
İşçilik alacakları davalarında zamanaşımı def’i, çoğu zaman davanın kaderini belirleyen en önemli usulî savunmalardan biridir. İşçi alacağının esasen mevcut olması, tek başına tahsiline yetmeyebilir; alacak zamanaşımına uğramışsa ve davalı taraf bu hususu usulüne uygun şekilde ileri sürmüşse, mahkeme zamanaşımına uğrayan kısım yönünden talebi reddedebilir. Bu nedenle iş hukukunda zamanaşımı, yalnız maddi hukuk meselesi değil; aynı zamanda güçlü bir savunma stratejisidir. Özellikle 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile 4857 sayılı İş Kanunu’na eklenen Ek Madde 3 sonrasında, hangi işçilik alacağının 5 yıllık, hangisinin 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu; ayrıca zamanaşımı def’inin ne zaman ve nasıl ileri sürüleceği daha da önem kazanmıştır. 4857 sayılı İş Kanunu’na eklenen Ek Madde 3 uyarınca, iş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla yıllık izin ücreti ile kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı ve eşit davranma ilkesine aykırılıktan doğan tazminat için zamanaşımı süresi beş yıldır.
1. Zamanaşımı def’i nedir?
Zamanaşımı, alacağın varlığını kendiliğinden ortadan kaldıran bir kurum değildir; alacağın dava yoluyla ileri sürülebilirliğini zayıflatan ve borçluya bir savunma imkânı veren bir kurumdur. Bu nedenle zamanaşımı, hâkimin kural olarak kendiliğinden dikkate alacağı bir mesele değil, davalı tarafından ileri sürülmesi gereken bir def’idir. İşçilik alacakları davalarında da aynı ilke geçerlidir. Mahkeme, davalı tarafça zamanaşımı savunması yapılmadıkça, sırf dosyadaki tarihlere bakarak kendiliğinden zamanaşımı uygulayamaz; ancak davalı usulüne uygun biçimde zamanaşımı def’inde bulunursa, artık alacağın hangi kısmının süreye uğradığını incelemek zorundadır. Uygulamada bu def’i özellikle fazla mesai, hafta tatili, UBGT, ücret, yıllık izin, kıdem ve ihbar gibi kalemlerde sonuç doğurmaktadır. Ek Madde 3 ile bazı alacaklar için açık 5 yıllık süre öngörülmüş; TBK m. 146 ve 147 sistematiği de diğer alacakların ayrımında kullanılmaya devam etmiştir.
2. Hangi işçilik alacaklarında zamanaşımı süresi 5 yıldır?
İşçilik alacaklarında temel kural, ücret niteliği ağır basan veya kanunen özel olarak belirtilen birçok alacak bakımından 5 yıllık zamanaşımının uygulanmasıdır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesine dayanan ücret alacakları zaten öteden beri 5 yıllık süreye tabidir. Ayrıca 7036 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle getirilen Ek Madde 3, yıllık izin ücreti, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı ve eşit davranma ilkesine aykırı fesih tazminatını açıkça 5 yıllık zamanaşımına bağlamıştır. Anayasa Mahkemesi kararında da bu düzenleme aynen aktarılmış; ayrıca yıllık izin ücreti bakımından, TBK m. 147’deki “ücret gibi diğer dönemsel edimler” kapsamında 5 yıllık sürenin uygulanacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle bugün uygulamada ücret, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile yıllık izin ücreti ve Ek Madde 3’te sayılan tazminatlar bakımından 5 yıl esas alınmaktadır.
3. Hangi alacaklarda 10 yıllık süre gündeme gelir?
Her işçilik alacağı 5 yıllık zamanaşımına tabi değildir. Kanunda özel bir 5 yıllık süre öngörülmeyen ve ücret niteliği ağır basmayan bazı talepler bakımından Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı gündeme gelebilir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararında aktarılan Yargıtay kararlarında da, işçinin sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işverenin açacağı tazminat davası gibi bazı taleplerin 10 yıllık genel zamanaşımına tabi olabileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla işçilik alacakları dosyasında önce alacağın hukuki niteliği doğru belirlenmeli; ardından özel 5 yıllık süreye mi, yoksa genel 10 yıllık süreye mi girdiği tespit edilmelidir. Bu ayrım yapılmadan ileri sürülen zamanaşımı def’i, eksik veya hatalı olabilir.
4. Zamanaşımı ne zaman işlemeye başlar?
Zamanaşımının başlangıcı, alacağın muaccel olduğu tarihe göre belirlenir. İşçilik alacaklarında bu tarih alacak kalemine göre değişir. Örneğin ücret, fazla mesai, hafta tatili ve UBGT alacaklarında her bir alacak, ait olduğu dönem sonunda muaccel hale gelir ve zamanaşımı da o tarihten itibaren işlemeye başlar. Buna karşılık yıllık izin ücreti, iş sözleşmesi devam ederken ücret alacağına dönüşmez; iş sözleşmesinin sona ermesiyle muaccel olur. Anayasa Mahkemesi’nin aktardığı Yargıtay kararlarında da yıllık izin ücretinin fesihle muaccel hale geldiği ve fesihten itibaren 5 yıl içinde talep edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Kıdem ve ihbar tazminatlarında da zamanaşımı, kural olarak fesih tarihinden itibaren işlemeye başlar. Bu yüzden zamanaşımı def’i hazırlanırken “dava tarihi” kadar “muacceliyet tarihi” de titizlikle belirlenmelidir.
5. 7036 sonrası geçiş hükümleri neden önemlidir?
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile getirilen Ek Madde 3 her dosyada doğrudan ve otomatik biçimde uygulanmaz; geçiş hükümleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Aynı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen Geçici Madde 8’e göre, Ek Madde 3, yürürlük tarihinden sonra sona eren iş sözleşmelerinden kaynaklanan yıllık izin ücreti ve ilgili tazminatlar hakkında uygulanır. Bunun yanında, değişiklikten önce işlemeye başlamış zamanaşımı süreleri eski hükümlere tabi olmaya devam eder; ancak henüz dolmamış kısmın yeni 5 yıllık süreden uzun olması hâlinde, Ek Madde 3’teki sürenin dolmasıyla zamanaşımı tamamlanmış sayılır. Bu nedenle özellikle 2017 öncesi fesihlerde veya geçiş dönemine giren dosyalarda sadece “bu alacak artık 5 yıllıktır” demek yeterli değildir; eski süre, kalan süre ve geçiş hükmü birlikte değerlendirilmelidir.
6. Zamanaşımı def’i ne zaman ileri sürülmelidir?
Pratikte en güvenli yol, zamanaşımı def’inin cevap dilekçesinde açık ve her alacak kalemi yönünden ayrı ayrı ileri sürülmesidir. Çünkü zamanaşımı savunması, genel inkâr içinde kaybolacak şekilde değil, somut ve anlaşılır şekilde ortaya konmalıdır. Hangi alacak için hangi sürenin uygulandığı, hangi tarih aralığının zamanaşımına uğradığı mümkün olduğunca belirtilmelidir. Bununla birlikte Yargıtay uygulamasında, zamanaşımı savunmasının cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla da ileri sürülebileceğine dair kararlar bulunmaktadır. Ancak bu imkân sınırsız ve risksiz değildir. Çünkü özellikle işçilik alacaklarında dava türü belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı sorusu, zamanaşımı def’inin etkisini doğrudan değiştirmektedir. Bu yüzden uygulamada “nasıl olsa sonra ıslahla ileri sürerim” düşüncesi çoğu dosyada tehlikelidir. Bu savunmanın en başta ve açıkça ileri sürülmesi en sağlıklı yöntemdir.
7. Belirsiz alacak davasında ıslaha karşı zamanaşımı def’i
İşçilik alacakları davalarında en çok hata yapılan alanlardan biri budur. Eğer dava belirsiz alacak davası olarak açılmışsa, Yargıtay uygulamasına göre davacının daha sonra talep artırımında bulunması karşısında “ıslaha karşı zamanaşımı def’i” ileri sürülmesinin hukuki sonucu bulunmamaktadır. Çalışma ve Toplum’da yayımlanan Yargıtay kararında açıkça, işçilik alacakları bakımından belirsiz alacak davasında ıslaha karşı yapılan zamanaşımı def’inin dikkate alınamayacağı; bu def’i esas alınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğu belirtilmiştir. Bunun sebebi, belirsiz alacak davasında dava tarihinde alacağın tamamı bakımından zamanaşımının kesilmesi anlayışıdır. Nitekim aynı doğrultuda başka Yargıtay kararlarında da tahsil talepli belirsiz alacak davasında dava tarihinde alacağın tamamı için zamanaşımının kesildiği ifade edilmektedir. Bu nedenle davanın belirsiz alacak mı, yoksa kısmi dava mı olduğu savunma bakımından belirleyici önemdedir.
8. Kısmi davada durum farklı mıdır?
Evet. Kısmi davada zamanaşımı, dava edilen kısım bakımından kesilir; sonradan ıslah veya talep artırımı ile istenen bakiye yönünden ise zamanaşımı tartışması gündeme gelebilir. Bu nedenle kısmi davada davalı vekilinin ıslaha karşı zamanaşımı def’ini ayrıca ve süresinde ileri sürmesi ciddi sonuç doğurabilir. Öğreti ve Yargıtay uygulamasında, belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki bu fark özellikle vurgulanmaktadır. Tam da bu yüzden, dava dilekçesinin hukuki niteliğini doğru okumadan hazırlanmış bir savunma, önemli miktarda alacağın zamanaşımı dışında kalmasına yol açabilir. İşçilik alacaklarında zamanaşımı def’i bakımından ilk bakılacak hususlardan biri, davanın türüdür.
9. Arabuluculuk zamanaşımını etkiler mi?
Evet. Dava şartı arabuluculuk kapsamında, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. 6325 sayılı Kanun’un 18/A maddesinin 15. fıkrası bu hususu açıkça düzenlemektedir. Bu nedenle işçilik alacağı davasında zamanaşımı hesabı yapılırken yalnız fesih tarihi, muacceliyet tarihi ve dava tarihi değil; arabuluculuk başvuru ve son tutanak tarihleri de mutlaka hesaba katılmalıdır. Uygulamada bazen mahkeme ya da taraf vekilleri bu süreyi hesaba katmadan zamanaşımı savunması kurmakta; bu da hatalı sonuca yol açabilmektedir. Arabuluculukta geçen süre, zamanaşımı süresinden düşülmez; aksine o süre boyunca zamanaşımı işlemez.
10. Uygulamada en sık yapılan hatalar
İşçilik alacakları davalarında zamanaşımı def’i bakımından en sık yapılan hata, bütün alacak kalemlerine tek cümleyle “zamanaşımına uğramıştır” denilmesidir. Oysa her alacak kaleminin süresi, başlangıcı ve muacceliyet tarihi farklı olabilir. İkinci yaygın hata, belirsiz alacak davası ile kısmi dava ayrımının gözden kaçırılmasıdır. Üçüncü hata, arabuluculukta geçen sürenin hesaba katılmamasıdır. Dördüncü hata ise geçiş hükümlerinin, özellikle 7036 sonrası Ek Madde 3 ve Geçici Madde 8’in dikkate alınmamasıdır. Zamanaşımı def’i teknik olarak güçlü görünse de yanlış kurulursa davaya hiçbir katkı sunmaz; hatta bazen savunmanın ciddiyetini zedeler. Sağlam bir zamanaşımı savunması için her alacak kalemi ayrı ayrı sınıflandırılmalı, muacceliyet tarihi açıkça belirlenmeli, süre hesabı yapılmalı ve savunma somutlaştırılmalıdır.
Sonuç
İşçilik alacakları davalarında zamanaşımı def’i, sıradan bir usul itirazı değil; doğru kullanıldığında davanın kapsamını ciddi biçimde daraltabilen etkili bir savunma aracıdır. 7036 sayılı Kanun sonrasında yıllık izin ücreti ile kıdem, ihbar, kötüniyet ve eşit davranmama tazminatları bakımından 5 yıllık süre açıkça kabul edilmiş; ücret ve ücret niteliğindeki diğer birçok alacakta da 5 yıllık süre uygulamada yerleşmiştir. Buna karşılık bazı talepler bakımından 10 yıllık genel zamanaşımı gündeme gelebilir. Belirsiz alacak davasında ıslaha karşı zamanaşımı def’inin kural olarak sonuç doğurmaması, buna karşılık kısmi davada bu savunmanın önemli olabilmesi; ayrıca arabuluculuk sürecinde zamanaşımının durması, uygulamada mutlaka gözetilmesi gereken temel noktalardır. Bu nedenle işçilik alacağı dosyasında zamanaşımı savunması hazırlanırken genel ifadelerle yetinilmemeli; alacak türü, dava türü, muacceliyet tarihi, arabuluculuk süresi ve geçiş hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.
Makale bilgilendirme amaçlıdır. Hukuki destek için iletişime geçiniz.

