Telefon
Telegram
WhatsApp
İnstagram

İş Sözleşmesinin Sona Ermesiyle Kullanılmayan Yıllık İzin Hakkının Ücrete Dönüşmesi

Hukuk alanındaki önemli makale, rapor ve bültenlere bu sayfadan ulaşabilirsiniz. Güncel yasal gelişmeleri ve uzman analizlerini inceleyin.

İş Sözleşmesinin Sona Ermesiyle Kullanılmayan Yıllık İzin Hakkının Ücrete Dönüşmesi

İş Sözleşmesinin Sona Ermesiyle Kullanılmayan Yıllık İzin Hakkının Ücrete Dönüşmesi

6 Görüntüleme 23 Mart 2026, 16:59

4857 sayılı İş Kanunu, yıllık ücretli izin hakkını işçinin dinlenme hakkının bir parçası olarak korumaktadır. Kanunun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi hâlinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği açıkça hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme, yıllık izin hakkının iş ilişkisi devam ederken kural olarak aynen kullandırılması gerektiğini; ancak iş sözleşmesi sona erdiğinde artık fiilî dinlenme imkânı ortadan kalktığından, kullanılmayan izin hakkının parasal alacağa dönüştüğünü göstermektedir.

1. Yıllık izin hakkının niteliği ve ücrete dönüşme anı

Yıllık ücretli izin hakkı, işçinin çalışırken dinlenmesini sağlamaya yönelik bir haktır. Bu nedenle iş ilişkisi devam ederken işçi, kural olarak “izin yerine ücret” talep edemez. Kanun, yıllık iznin asıl amacını para kazanma değil, dinlenme olarak kabul etmektedir. Ancak iş sözleşmesi fesihle veya başka herhangi bir sona erme sebebiyle ortadan kalktığında, artık işçinin bu izni fiilen kullanması mümkün olmayacağından, kullanılmamış izin süreleri ücret alacağına dönüşmektedir. Nitekim 4857 sayılı Kanun’un 59. maddesi bu dönüşümün, iş sözleşmesinin sona ermesiyle gerçekleştiğini kabul etmektedir.

Bu noktada özellikle vurgulanmalıdır ki, yıllık izin ücretine hak kazanılması bakımından sözleşmenin nasıl sona erdiği belirleyici değildir. İşçinin istifa etmiş olması, işveren tarafından çıkarılmış olması, feshin haklı veya haksız nedene dayanması ya da belirli süreli sözleşmenin süresinin dolması, kullanılmayan yıllık izin ücretinin doğumu bakımından sonuca etkili değildir. Önemli olan, iş sözleşmesinin sona ermiş olması ve buna bağlı olarak işçinin kullanmadığı izin sürelerinin bulunmasıdır. Kanun metnindeki “herhangi bir sebeple sona ermesi” ibaresi de bunu açık biçimde ortaya koymaktadır.

2. Yıllık izin alacağının muaccel olduğu tarih

Kullanılmayan yıllık izin ücreti, iş sözleşmesinin sona erdiği anda muaccel hâle gelir. Başka bir anlatımla, işçi bu alacağını fesih tarihinden itibaren talep edebilir. Yargıtay uygulamasında da yıllık izin ücreti alacağının, iş sözleşmesi devam ederken değil; fesihle birlikte alacak niteliği kazandığı ve zamanaşımının da bu tarihten itibaren işlemeye başladığı kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, alacağın doğum anı ile muacceliyet anını aynı tarihte birleştirmektedir.

Buradan çıkan en önemli sonuç şudur: İşçi, geçmiş yıllarda kullanmadığı izinler için iş ilişkisi sürerken doğrudan izin ücreti alacağı talebinde bulunamaz; fakat iş sözleşmesi sona erdiği anda, daha önce kullanılmamış bütün yıllık izin süreleri tek bir parasal alacak kalemine dönüşür. Böylece fesih tarihi, hem alacağın doğduğu hem de talep edilebilir hâle geldiği temel tarih olarak önem taşır.

3. Ücretin hesabında esas alınacak ücret

4857 sayılı İş Kanunu’nun 59. maddesi uyarınca kullanılmayan yıllık izin ücretinin hesabında son ücret esas alınır. Bu nedenle işçinin çalıştığı önceki yıllardaki ücretine değil, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihte geçerli olan çıplak ücretine göre hesaplama yapılır. Yargıtay içtihadı da yıllık izin ücretini, fesih anında ücret karşılığına dönüşen bir hak olarak değerlendirdiğinden, hesaplamanın son ücret üzerinden yapılması gerektiğini kabul etmektedir.

Bu kabulün pratik önemi büyüktür. Çünkü işçinin işyerindeki kıdemi arttıkça ücretinde de artış meydana gelebilmekte, böylece önceki yıllarda kazanılmış ancak kullanılmamış izinler, fesih tarihindeki daha yüksek ücret üzerinden alacağa dönüşmektedir. Bu yönüyle yıllık izin alacağı, sadece kullanılmayan gün sayısına değil, fesih tarihindeki güncel ücret düzeyine de bağlıdır.

4. Zamanaşımının başlangıcı ve süresi

Kullanılmayan yıllık izin ücretinde zamanaşımı, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bunun sebebi, az önce belirtildiği gibi, yıllık izin hakkının ancak fesihle birlikte ücret alacağına dönüşmesidir. Yargıtay kararlarında da açıkça, iş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken yıllık iznin, fesihle birlikte alacak niteliği kazandığı ve zamanaşımının da fesih tarihinden başlatılması gerektiği ifade edilmektedir.

Zamanaşımı süresi bakımından ise bugün itibarıyla 4857 sayılı Kanun’un ek 3. maddesi önem taşımaktadır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile eklenen bu düzenlemeye göre, iş sözleşmesinden kaynaklanan yıllık izin ücreti alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır. Ayrıca geçici 8. madde ile, bu değişiklikten önce işlemeye başlamış zamanaşımı süreleri bakımından geçiş hükmü de öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi kararlarında da ek 3. madde ve geçici 8. maddenin bu içerikte olduğu açıkça belirtilmiştir.

Dolayısıyla uygulamada, özellikle eski tarihli fesihlerde hangi zamanaşımı süresinin uygulanacağı değerlendirilirken geçiş hükümlerinin ayrıca incelenmesi gerekir. Buna karşılık genel ilke değişmemiştir: Hangi zamanaşımı süresi uygulanırsa uygulansın, başlangıç noktası kural olarak fesih tarihidir.

5. İspat sorunu: Kullanılmayan izin nasıl belirlenir?

Yıllık izin ücretine ilişkin davalarda en önemli uyuşmazlık konularından biri, işçinin gerçekten izin kullanıp kullanmadığıdır. Bu noktada ispat yükü kural olarak işverendedir. Çünkü işveren, yıllık izinlerin kullandırıldığını ve buna ilişkin kayıtları tuttuğunu göstermekle yükümlüdür. Nitekim Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nde, işverenin işyerinde çalışan işçilerin yıllık ücretli izinlerini gösterir izin kayıt belgesi tutmak zorunda olduğu açıkça düzenlenmiştir.

Yargıtay uygulamasında da işverenin, yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer yazılı belgeyle kanıtlaması gerektiği kabul edilmektedir. Sadece soyut savunmalar ya da genel nitelikte tanık anlatımları çoğu zaman yeterli görülmemektedir. Bu nedenle işverenin düzenli izin kayıtları tutması, ileride doğabilecek yıllık izin alacağı davalarında belirleyici önem taşır.

6. Hak sahiplerinin talep hakkı

Kanun, kullanılmayan yıllık izin ücretinin yalnızca işçiye değil, işçinin ölümü hâlinde hak sahiplerine de ödeneceğini kabul etmektedir. Bu yönüyle yıllık izin alacağı, iş sözleşmesinin sona ermesiyle malvarlığına ilişkin bir alacak niteliği kazandığından, mirasçılara da intikal edebilen bir hak hâline dönüşmektedir. 4857 sayılı Kanun’un 59. maddesinde bu husus açıkça “işçinin kendisine veya hak sahiplerine ödenir” şeklinde ifade edilmiştir.

Sonuç

Sonuç olarak, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 59. maddesi uyarınca kullanılmayan yıllık ücretli izin hakkı, iş sözleşmesi devam ettiği sürece kural olarak aynen kullandırılması gereken bir dinlenme hakkıdır; ancak iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesiyle birlikte bu hak parasal alacağa dönüşür. Bu dönüşüm bakımından feshin kim tarafından yapıldığı, haklı sebebe dayanıp dayanmadığı veya sona ermenin hangi hukuki sebeple gerçekleştiği önem taşımaz. Belirleyici olan tek unsur, iş sözleşmesinin sona ermiş olmasıdır. Bu andan itibaren kullanılmamış izin süreleri, son ücret üzerinden hesaplanır, işçiye veya hak sahiplerine ödenir ve zamanaşımı da fesih tarihinden itibaren işlemeye başlar.

Makale bilgilendirme amaçlıdır. Hukuki destek için iletişime geçiniz.