Belirsiz Alacak Davası Olarak Açılan Davanın Kısmi Dava Sayılması
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.03.2022 Tarihli Kararı Işığında Bir İnceleme
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda belirsiz alacak davası ile kısmi dava, birbirinden farklı fonksiyonlara sahip iki ayrı dava türü olarak düzenlenmiştir. Uygulamada ise çoğu zaman davacı vekili, alacağın hukuken belirli veya belirlenebilir olmasına rağmen davayı “belirsiz alacak davası” olarak nitelendirmekte; bu durumda da davanın hukukî yarar yokluğundan usulden reddedilip reddedilmeyeceği tartışma konusu olmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.03.2022 tarihli, 2019/11-220 E., 2022/376 K. sayılı kararı, bu tartışmaya önemli bir yön vermiş ve özellikle dava dilekçesi içeriğinden alacağın yalnızca bir kısmının talep edildiğinin anlaşılması hâlinde, yanlış “belirsiz alacak davası” adlandırmasının davayı otomatik olarak sakatlamayacağını kabul etmiştir. Kararda, şartları varsa davanın kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılabileceği benimsenmiştir.
1. Belirsiz alacak davasının amacı ve koşulları
HMK m. 107, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenemediği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceğini düzenlemektedir. 7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında da maddenin temel mantığı korunmuş; yalnız ikinci fıkra yeniden düzenlenmiş ve eski üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. Buna göre belirsiz alacak davası, istisnai nitelikte bir dava türüdür ve her alacak için başvurulabilecek genel bir yol değildir.
Buradaki temel ölçüt, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen alacağın miktarını dava tarihinde tam ve kesin biçimde belirleyememesidir. Eğer alacak, davacının elindeki belgeler, sözleşmeler, hesap dökümleri veya kendi faaliyet alanındaki verilerle hesaplanabiliyorsa, artık HMK m. 107 anlamında gerçek bir belirsizlikten söz edilemez. Bu durumda belirsiz alacak davasının şartları oluşmaz.
2. Kısmi dava ile belirsiz alacak davası arasındaki fark
HMK m. 109’a göre, talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. Maddenin eski ikinci fıkrası 1 Nisan 2015 tarihinde yürürlükten kaldırıldığından, bugün artık talep konusunun belirli olması, tek başına kısmi dava açılmasına engel değildir. Ayrıca kanun, açık feragat dışında, kısmi dava açılmasının alacağın geri kalanından vazgeçildiği anlamına gelmeyeceğini de açıkça düzenlemektedir.
Belirsiz alacak davasında davacı, aslında alacağın tamamını dava etmekte; sadece başlangıçta miktarı netleştiremediği için asgari bir tutarla davayı açmaktadır. Kısmi davada ise davacı, alacağının tamamını talep etme imkânına sahip olsa bile, bunun yalnız belirli bir bölümünü dava konusu yapmaktadır. Bu nedenle iki dava türü arasında sadece teknik değil, sonuç bakımından da önemli farklar vardır. Özellikle harç, talep artırım usulü ve zamanaşımı etkileri bakımından ayrım son derece önemlidir.
3. HGK kararına konu uyuşmazlıkta temel sorun neydi?
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen dosyada davacı, devre mülk satışlarından kaynaklanan bakiye komisyon alacağının tahsilini istemiş; dava dilekçesinde davayı belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiştir. Ancak aynı dilekçede, yapılan satışlar, prim esasları, komisyon miktarları ve ödenmeyen kısma ilişkin hesaplamaya esas bilgiler de ayrıntılı biçimde yer almıştır. Bu nedenle sorun, böyle bir davada gerçekten belirsiz alacak davasının koşullarının bulunup bulunmadığı ve bulunmuyor ise davanın hukukî yarar yokluğundan reddedilip reddedilmeyeceği noktasında toplanmıştır.
HGK, somut olayda davacının alacak miktarını belirleyebilmesi için gerekli verilerin kendi uhdesinde bulunduğunu, dolayısıyla dava konusu komisyon alacağının belirsiz alacak niteliğinde olmadığını kabul etmiştir. Ancak Kurul, bu tespitten doğrudan “hukukî yarar yokluğu” sonucu çıkarmamış; dava dilekçesindeki “fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması” ve yalnız belli bir kısmın talep edilmesi gibi unsurları dikkate alarak davanın kısmi dava olarak görülebileceğini belirtmiştir.
4. Kararın asıl önemi: Yanlış etiket, otomatik ret sebebi değildir
Kararın en önemli yönü, davacının dava dilekçesinde kullandığı isimlendirme ile hâkimin mutlak surette bağlı olmadığını güçlü biçimde vurgulamasıdır. HGK’ya göre, davacı dilekçesinde davayı “belirsiz alacak davası” olarak adlandırmış olsa bile, hâkim HMK m. 33 uyarınca hukuku resen uygular ve açılan davanın gerçek niteliğini talep sonucuna ve olayın yapısına göre belirler. Eğer talep sonucu, bölünebilir bir alacağın yalnız bir kısmının tahsiline yönelmişse ve dava dilekçesi de bunu ortaya koyuyorsa, mahkeme davayı kısmi dava olarak nitelendirebilir.
Bu yaklaşım, özellikle usul ekonomisi ve mahkemeye erişim hakkı bakımından önemlidir. Çünkü davacı esasen bir alacağın tahsilini istemekte, yani mahkemeden somut bir hukukî koruma talep etmektedir. Sırf yanlış dava etiketi kullanılmış olması nedeniyle, şartları mevcut bir kısmi davanın usulden reddedilmesi, hem gereksiz yeni dava açılmasına yol açabilir hem de usulün hakkın önüne geçmesi sonucunu doğurabilir. HGK, bu sakıncayı görerek, dava dilekçesi içeriği elverdiği ölçüde davayı ayakta tutan bir yorum benimsemiştir.
5. Hukukî yarar neden ortadan kalkmamaktadır?
Kararda özellikle vurgulanan noktalardan biri de budur. HGK, alacağın belirli veya belirlenebilir olmasının, alacağın tahsili için açılan bir davada başlı başına hukukî yararı ortadan kaldırmadığını kabul etmiştir. Çünkü davacı, dava açmaktan başka bir yolla alacağını elde edemiyorsa ve mahkeme kararına muhtaçsa, dava açmakta zaten korunmaya değer güncel bir yarara sahiptir. Bu nedenle sorun, davanın hiç dinlenmemesi değil; hangi dava türü çerçevesinde görülmesi gerektiğidir.
Bu yaklaşım, HMK m. 114’te düzenlenen hukukî yarar şartının dar ve katı değil, koruyucu ve işlevsel bir bakışla yorumlanması gerektiğini göstermektedir. Başka bir ifadeyle, alacağın tahsiline yönelik bir eda davasında davacının hukukî yararı kural olarak vardır; tartışma, açılan davanın belirsiz alacak davası mı, kısmi dava mı, yoksa tam eda davası mı sayılacağı noktasında yoğunlaşmalıdır.
6. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi bakımından kararın değeri
HGK kararında dikkat çeken diğer bir yön, hâkimin davayı aydınlatma ödeviyle bağlantılı değerlendirmedir. Karara göre, dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş ve bunun alacağın belirli bir bölümü olduğu anlaşılıyor, fakat davanın belirsiz alacak mı yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa, hâkim davacıdan açıklama istemeli; gerektiğinde davanın gerçek türünü buna göre belirlemelidir. Böylece usulî nitelendirme, şekli bir engel olmaktan çıkarılıp adil yargılanma ve doğru karar verme amacına hizmet eden bir araca dönüştürülmektedir.
Bu kabul, uygulamada özellikle “fazlaya ilişkin haklarımız saklıdır”, “şimdilik”, “asgari” gibi ibareler içeren dava dilekçelerinde büyük önem taşır. Çünkü bu tür ifadeler, çoğu zaman davacının alacağın tamamını değil, sadece belirli bir kısmını şimdilik dava ettiğini gösterir. Eğer alacak da bölünebilir nitelikteyse, hâkimin bunu kısmi dava olarak değerlendirmesi mümkündür.
7. Kararın önceki katı yaklaşımla ilişkisi
Türk usul hukukunda bir dönem, şartları bulunmadığı hâlde belirsiz alacak davası açılmışsa bunun doğrudan hukukî yarar yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi gerektiği yönünde güçlü bir yaklaşım vardı. Nitekim bu doğrultudaki bazı karar ve değerlendirmelerde, alacak belirli veya belirlenebilir ise HMK m. 107’ye dayanılarak açılan davanın dinlenemeyeceği ifade edilmiştir. Buna karşılık HGK’nın 24.03.2022 tarihli kararı, özellikle dilekçeden kısmi dava unsurlarının çıkarılabildiği hâllerde, otomatik ret yerine davayı ayakta tutan ve gerçek talep sonucunu esas alan daha esnek bir çizgi benimsemiştir.
Bu nedenle karar, “belirsiz alacak davası yanlış açılmışsa her durumda usulden ret gerekir” anlayışını yumuşatmış; en azından kısmi davanın objektif koşulları bulunan dosyalarda farklı bir çözüm yolu ortaya koymuştur. Bu yönüyle karar, uygulamada özellikle ticari alacaklar, prim-komisyon alacakları, eser sözleşmesi ilişkileri ve hesap dökümüne dayalı parasal talepler bakımından ciddi önem taşımaktadır.
Sonuç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.03.2022 tarihli, 2019/11-220 E., 2022/376 K. sayılı kararı, belirsiz alacak davası ile kısmi dava arasındaki ayrımı netleştiren ve uygulamada sık karşılaşılan bir soruna pratik çözüm getiren önemli bir içtihattır. Karara göre, dava dilekçesinde dava “belirsiz alacak davası” olarak adlandırılmış olsa bile, alacak gerçekte belirli veya belirlenebilir nitelikteyse ve dilekçeden alacağın yalnız bir kısmının talep edildiği anlaşılıyorsa, dava hukukî yarar yokluğundan usulden reddedilmemeli; şartları mevcutsa kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır.
Kanaatimce bu yaklaşım isabetlidir. Çünkü medeni usul hukukunda şekil, hakkın kullanılmasını kolaylaştırmalı; hakkın özünü boğan katı bir engel hâline gelmemelidir. Davacının gerçek amacı alacağın tahsilidir. Hâkim de HMK m. 33 gereği hukuku resen uygulamak ve talep sonucunu doğru hukuki kalıba oturtmakla yükümlüdür. Bu nedenle, özellikle kısmi dava unsurlarını taşıyan dosyalarda sırf yanlış isimlendirme nedeniyle usulden ret kararı verilmesi yerine, davanın gerçek niteliğine göre yürütülmesi, hem usul ekonomisine hem de mahkemeye erişim hakkına daha uygundur.
Makale bilgilendirme amaçlıdır. Hukuki destek için iletişime geçiniz.

